Bir Kraliçe, istediği kitaplara sahip olmak için çok kötü şeyler yapar...


10.8.19

"Kötü Çocuk Serisi - Büşra Küçük" Genel Seri Yorumu ♛



    Herkese tekrar koocccaman bir merhaba! Kimseyi şaşırtmadığıma göre elbette tekrar benim. Geçen yazımdan bu yana hayatımda değişen çok bir şey olmadı çünkü aradan sadece bir gün geçti. Bir günde dünyada çok şey oluyor elbette ama benim dünyam hala aynı. Umarım sizin dünyanızda normal düzeyde iyidir. Böyle falan filan ve daha bir sürü gevezelikler işte. Geçen yazımda o iki kitaptan bahsetmiştim, bu sefer de uzun bir zaman önce okumaya başladığım ama ancak geçen hafta son kitabını okuyup bitirebildiğim bir seriden bahsetmeye geldim. Uuu, çok heyecanlı.

    Kötü Çocuk benim wattpad de okuduğum ilk kitaptı. Mini mini bir kızken, siteye ilk giriş yaptığımda Büşra Küçük ilk kitabın finalini daha paylaşmamıştı bile. O kadar uzundu ki ilk kitap başlarken ya sevsemsem diye çok korkmuştum. Ama ergen ve hormonları hiç durmadan halay çeken minik bir kız olduğum için bayıldım. Vallahi şaka yapmıyorum, gerçekten çok çok sevmiştim! Meriç Tuna o zamanlar benim için çok özel bir karakterdi. Serinin bende büyük bir anısı olduğu için onu bu yaşımda bile kötüleyemiyorum. O yüzden kusura bakmayın.


    Kitap olarak çıktığı ilk zamanlarda (2015 suları) arkadaşlarımla imza gününe bile gittim. Öyle bir manasız sevgiydi yani bendeki. Bu yazımda da tek bir kitabından bahsetmeyeceğim de genel seriden ve hislerimden bahsedeceğim. Zaten seriye genel olarak verdiğim tek bir puan olduğu için bunun pek zor olacağını sanmıyorum amaa bakalım.

    Öhöm öhöm, ilk kitabımızda ana karakterimiz Kayla Askaya onu küçük yaşta annesiyle birlikte bırakıp giden babasının yanına dönmek zorunda kalıyor. Okul, annesinin onu daha iyi şartlar altında yaşatmak istemesi gibi etkenler yüzünden oluyor bu çünkü babasının maddi durumu baya iyi. Annesi de normal yurdum insanı. Kayla doğal olarak babasından nefret ediyor ve onu pişman etmek istiyor. O yüzden kendisinin tamamen zıttı olan Meriç ile takılmaya başlıyor. (Kayla ona kene gibi yapışıyor demek daha doğru olurdu ama diyemem, neden bilmiyorum ama Kayla ne yaparsa yapsın ona kızamıyorum, ühhühü) Hikaye genel olarak böyle başlıyor, tamamen masum ve saf olan Kayla'nın, Meriç ile tanıştıktan sonra asla yapmam dediği şeyleri yapması, yeni yeni arkadaşlar edinmesi (semih ve caner favorimdi, ahh ahh), özel okula alışması ve pişmiş tavuğun başına gelmeyecek şeyler yaşaması gibi gibi.

    Büşra Küçük ilk üç kitabı çok ayrıntılı ve uzatarak yazmıştı. Olaylar çok çok yavaş ilerliyordu ve bende bu hıza alıştığım için dördüncü kitapta birçok olayın bir anda yaşanması ve sanki hemen oldu bitti duruma gelmesi tuhaftı. Neyse, dördüncü kitaba hemen geçmeyeyim ama kendimi zor tutuyorum çünkü en net onu hatırlıyorum. İlk kitap Meriç ve Kayla'nın yeni başlayan ilişkisi, babası ile durumları, taşındığı yere alışması falan derken geçip gitmişti. İkinci ve üçüncü kitaplar de ise hatırladığım iki şey var. Biri Caner (kalp), ikinci ise sürekli kavga etmeleri. Birbirlerini ying ve yang gibi tamamlamaları doğru ama ben nedense her zaman Kayla ve Caner'i çok yakıştırmıştım. Wattpad de bir ara Büşra Küçük hikayeyi okuyanlardan fanfiction istemişti ve bende yazıp ona yollamıştım. Yazdıklarımdan biri Kayla ve Caner ile ilgiliydi, diğeri ise Cansu ve Bora ile. Ve ne tuhaftır ki Büşra Küçük Kayla ve Caner ile ilgili olan hikayeyi çok beğenmişti. Devam ettirmemi, olacakları merak ettiğini söylemişti ama o sıralar çok utangaçtım. Asla devam ettiremedim.

    Meriç'i ilk okuduğum zamanlar çok beğenmiştim ama yaptığı çoğu davranışa ben Kayla olsam dayanamazdım. Onu taşıyabileceğimi sanmıyorum ve öyle biri ile de bir ilişkim olsun istemezdim. İşte bu yüzden içten içe, hiç olmayacağını bildiğim halde Kayla-Caner ve Kayla-Semih sahnelerinde ship damarım tutuyordu ve Kayla'nın o ikisinden biri ile olmasını çok isterdim. Kayriç fan club bunu duysa ne yapardı acaba? Ama bence Kayla onu her an mutlu eden Semih ile daha iyi olurdu.

    Seri hakkında spoiler vermek istemiyorum, okuyanlar biliyordur elbette ama Meriç sanki dördüncü kitapta bir anda değişmedi mi? Onun o pişman hallerini, İspanya'ya gittiği zaman deli gibi Kayla'yı özlediği zamanları daha yavaş ve daha uzun okumak isterdim. Ve kıskanç hallerini de öyle. İlk üç kitapta Meriç öyle ulaşılmaz, 'ne yapsan beni bağlamaz, benden gittiğin gün bittiğin gündür' tarzında takılan bir çocuk olduğu için son kitapta tam istediğim düzeyde olması beni şaşırttı. KEŞKE UZUN SÜRSEYDİ BE!

    Kötü Çocuk serisi, 12-13 hadi taş çatlasın 14 yaşında olan genç kızlar için zevkle okunabilecek bir seri. Zevkle okunur ama baş karakterimiz Meriç'in davranışları onları iyi yönde etkiler mi bilemiyorum. Ben Meriç gibi birini hayatımda gerçekten istemezdim ama isteyen insanlar olduğuna eminim. Hayranı çok olan bir seri, kendini de okutuyor ama yaşım 13 olduğu zamanlar okuması daha iyiydi.


    İlk üç kitabın ayrıntılarını daha net hatırlasaydım onlardan da bahsederdim ama maalesef çok net hatırlayamıyorum. Son kitapta Kayla'ya yapılan saldırıdan sonra tekrar bir Meriç-Kayla kavgası yaşanıyor ve bu belki de hepsinden daha ciddi. (Ama okurken bana ciddi gelmedi, sanki zorlama gibiydi. Bir şey bulayım da bunlar uzun süre ayrı kalsınlar sonra Meriç köpek gibi pişman olsun ve tabii ki Kayla o sıralarda depresyonda olsun ama sonra fan fini fon) Yani zorlama olmadan sürekli kavga eden bir çiftimiz var zaten, yine kavga edecekleri bir zaman gelirdi ve ayrı kaldıkları süreyi sadece Kayla dan okumasak olmaz mıydı?

    Bahsedilecek dolu şey var ama genel düşüncelerim bunlar. Daha çok konuşsam buralar hep spoiler olur o yüzden susmalıyım. Merak eden ve zamanı olan varsa alsın dört kitabı da bir çırpıda okusun. Seriyle ilgili merak ettiğiniz bir şey falan varsa da elbette yorum yapabilirsiniz.  Ben artık bu yazıyı bitirip gidiyorum. HOŞ-ÇA-KA-LIN.


    BÜYÜK NOT:  Aşağıya koyduğum alıntılar son kitaptan, belirteyim didim. Bir daha hoşçakalın.










ALINTILAR ♛



    "Ben buna alıştım Meriç. Kaybettiğim şeylerin acısını yaşamak nasıl bilmiyorum. Korkma... Babamın yokluğuyla o kadar uzun süre mücadele ettim ki, bunun da üstesinden gelirim."
    "Nasıl?"
    "Başka şansımız yok. Ben bunu çok erken öğrendim. Ne olursa olsun yaşamaya devam ediyorsun. Ağlıyorsun... Yemek yemiyorsun... Canın acıyor... O kadar çok acıyor ki, parçalanacağını sanıyorsun. Böyle kalbinden göğsüne doğru uzun uzun bir sızı..." Burnumu çektim. Gülümserken elimin tersiyle gözümden akan yaşları sildim. "Ama ölmüyorsun işte. Bazen kendin istesen de olmuyor. Yaşamaya devam ediyorsun. Hayat öyle bir şey ki, sen düşerken bile seni ayakta tutuyor." Meriç başparmağıyla gözümden akan yaşı sildikten sonra, yanağını okşayan elimi tutup dudağına yaklaştırdı ve üstüne ufak bir öpücük bıraktı.
    "Kendin ayaklarını yere basınca daha az acıyor. Yürümeye başladığında bir şeyler kopuyor senden. Geriye dönüp baktıkça canın yine acıyor ama insan yürümeye devam ediyor."
    "Benimle birlikte yürü."

                  (Kayla ve Meriç, sayfa 76) 




    
    "Baban seni kaybetmeyi göze alamaz."
    "Alacak gibi gözüküyor."
    Nazikçe tuttuğu çenemi kaldırdığında gözlerimiz birbiriyle buluştu. "O zaman aptalın teki demektir."
    Eğilip dudağıma bir öpücük bıraktıktan sonra kokumu içine çekti. "Üzülme. Babana ya da annene ihtiyacın yok."
    "Ben senin gibi yapamam, Meriç. Ben senin kadar güçlü değilim. Babamla zaten yıllarca ayrıydık. Ona kavuştum diyemeden başka bir kadının aramıza girmesine dayanamam."
    "Ben hep seninleyim. Bir gün beni yanında istemesen de, ben yanında olmasam da, ihtiyacın olduğunda kollarımı açacağım ve sen bana sarılacaksın. Senin içindeki tüm karanlık kabulüm. Sen iyi hissedene kadar kollarımın arasından çıkarmam seni."

                     (Kayla ve Meriç, sayfa 169) 





    "Aramızdaki şey... Izdırap, acı, sevgi, arzu, sevap, günah..." Koltuğun ucuna doğru kaydı ve kahverenginin en sıcak tonuyla beni kendine kilitledi. "O şeyin hayatımdaki yerinden eminim."
    "Gerçek?" diye tereddüt ederek sordum. Sigarasının külünü yanındaki ceviz sehpanın üstünde bulunan küllüğe döktükten sonra gözlerini yine bana sabitledi.
    "Gerçek bu. Başkalarıyla yaşayacağımız her şey ancak gerçeğin yansıması ya da benzeri olur."

                        (Kayla ve Meriç, sayfa 217) 





    Kapıyı ileri doğru ittirdi ama kapatmadı. O yaklaştığında ben geriledim. Sırtım duvara yaslandığında o da durmuştu.
    "Oyun oynamadım. Ben de senden korkmuyorum. Tüm zayıflıklarımı söylüyorum işte. Seni özlediğim için, görmek istediğim için ve sen beni görmek istemediğin için seni gizlice izlemek zorunda kaldım. Bir kapüşonun altına saklandım, senin şarkı söyleyişini izledim. Detoneli sesinin kalbimde yarattığı muazzam ritmi hissettim."
    "Hala alaycı."

                            (Kayla ve Meriç, sayfa 376) 





    "Sen kiminle dans etmek istiyorsun?"
    "Suzan kadar rahat değilsin. Seni gördüm, kendini akışına bırakmıyorsun." Cevap vermemişti. "Suzan'ı tercih ederim, çünkü seni rahatsız etmek istemiyorum. Aramızda böyle bir problem olmasaydı, ilk tercihim ve sonraki her tercihim sen olurdun."

                          (Kayla ve Meriç, sayfa 421) 











GENEL PUANIM ♛ 


    3 YILDIZ:  Bitirmek için kendimi öldürdüm ama idare edeceğiz artık ne yapalım?














 

0 yorum:

Yorum Gönderme