Bir Kraliçe, istediği kitaplara sahip olmak için çok kötü şeyler yapar...


27.2.17

"Ölü Kadınlar Memleketi - Burçe Bahadır" Kitap Yorumu ♛



    Selam canlarım. İki gün üst üste burada olmam şaşırtıcı bir durum evet ama buraya yazı girmeyi bu kadar çok ertelediğim sürece hiçbir şey yetişmeyecek. Daha girmem gereken çook yorum var ve benim hiç enerjim yok. Birileri benim yerime onların hepsini girse keşke, ah ne güzel olurdu. Birileri de benim yerime okula gidip liseden mezun olsa keşke. Üniversite olayını ben hallederim, oraya kendim giderim. Benim ihtiyacım olan lisenin bitmesi. Ah nerede o günler.

    Ölü Kadınlar Memleketi bana yayın evinden 2015'in son aylarında gelmiş olan bir kitap. (yayın evine sonsuz, kocaman kocaman teşekkürler bu arada) Bu cümleyi duymaktan sıkıldınız biliyorum çünkü bende bu cümleyi yazmaktan çok sıkıldım ama okuduğum çoğu kitabı uzun bir süre bekletmişim gerçekten. Ama ilk kez bir kitabı beklettiğime sevindim çünkü geldiği anda okusaydım bana çok ağır gelebilirdi. İçinde çok ağır ve çok gerçek yerler vardı. Bu da 14 yaşındaki bir çocuğa ağır gelebilirdi ve bir kaç gece uykusuz kalmasına sebep olabilirdi ama 16 yaşında olan şimdiki bana ağır gelmedi, çok gerçek olan, ülkemizin içinden olan hikayelerdi. Bu durum beni çoğu yerde delirtti, başıma fena ağrılar girdi ama okuduğum için çok memnunum.

    Burçe Bahadır radyo ve televizyon programları yapan, bir belgeseli bulunan ve ondan ödül almış olan çok başarılı bir kadın. Eşleri tarafından öldürülen kadınları konu alan bir belgesel yapmak istiyor başta, daha sonra işin içine kocalarını öldüren kadınları da katıyor. Hepsinin hikayesini anlatan, neden öldürdüklerini, neden Türkiye'de bu kadar çok cinayet (özellikle de kadın cinayetleri) işlendiğini küçücük de olsa açığa çıkarmak için bu belgeseli yapmak istiyor. Böylece kolları sıvıyor ve gerekli izinleri aldıktan sonra kadın cezaevlerine ve erkek cezaevlerine gidip eşlerini öldüren kadın ve erkekler ile röportaj yapıp, onların hikayelerini öğreniyor.

    Başta Kadınlar bölümü var. Sadece iki kadın onunla röportaj yapmak istiyor. Biri Suna, diğeri de Nigar. İkisinin hikayesi de o kadar canınızı yakıyor ki okurken, anlatacak kelime yok gerçekten. Hikayeler hem ülkenin içinden, bilindik, alıştığımız şeyler hem de size yabancı, uzak, imkansız gibi geliyor ama okurken bir yerde böyle şeyleri, aynısı olmasa bile benzerlerini yaşayan bir çok kadın olduğunu biliyorsunuz. Sizin canınızı acıtan da bu işte. Suna veya Nigar kötü şeyler yaşayan, hayatta hak ettiği değeri alamayan tek kadın değil ve bunu durdurmak için hiçbir şey yapılmıyor oluşu da sizi sinirden kudurtan bir durum.

    Sonra Erkekler bölümü var. Üç erkek onunla röportaj yapıyor. Ahmet, Veysel ve Hamit. Ahmet benim için hala gizemini koruyor aslında ama erkekler içinden en çok Hamit'e deli oldum sanırım. Veysel de beni hasta etti ama muhtemelen Hamit kadar değildi. Ya da bilemiyorum ya, gerçekten erkekler kısmını okurken o kadar delirdim ki küçük küçük şeyler hatırlayabiliyorum. Zaten okurken başımdaki ağrı hiç geçmedi, ona da ayrı sinir oldum. Yine herkeslere, her şeylere sinir oluyorum. Yaşasın sinir hastası olmak.

    En son Kalanlar bölümü var. Seda'nın babası ve Gönül'ün ablasının röportajları var burada da. Gönül ile Muharrem'in hikayesi beni çok etkiledi, Seda ile Haluk'un hikayesinde ise baya ağladım resmen. O Haluk şerefsizinin hala dışarıda bir yerlerde olması beni çıldırttı. Zor sakinleştim okurken, vallahi tansiyonum falan çıktı.

    Gerçekten ama gerçekten okuduğum için mutlu olduğum, çok beğendiğim kitapların içine girdi Ölü Kadınlar Memleketi. Dehşet beğendim, hele ki Burçe Bahadır'ın düşüncelerine bayıldım! O kadın ile tanışmayı çok isterim, çektiği belgeseli de kısa zamanda izlemek istiyorum. Umarım internette falan bulabilirim. Neyse, herkesin, özellikle de kadın olan herkesin bu kitabı okumasını şiddetle öneriyorum. Kadın olmanın ne demek olduğunu o kadar güzel ifade etmiş ki ağzınız açık okuyorsunuz çoğu yeri. Bayıldım, bayıldım!

    Ağır sahneler olduğu için 16 yaşında ve büyük olan kişilerin okuması daha doğru bence. Tabii ki 16 yaşından küçük olanlar da bir çok şeyin farkında falan ama cidden ağır sahneler bunlar. Bana güvenin. Neyse, öyle işte benim kitap ile ilgili düşüncelerim bunlar gibi. Daha fazla uzatmayayım, daha benim konuşasım var da kendimi tutuyorum. Annem şimdi bunu okuyor, bir bitirsin kitap hakkında onunla hiç susmadan konuşacağım. Kendinize iyi bakın, ölmemeye çalışın. Adios. 👅










                                            ALINTILAR ♛



    Türkiye kadınlardan nefret ediyor. Onlara hayatı dar ediyor. Beni reddetti, boşanmak istedi, çocukları almaya yeltendi, bana pezevenk dedi diyen erkeklerin sokak ortasında kadınları öldürmesini seyrediyor. 

                 (Sayfa 11) 




    "Bu cezaevinde kendini nasıl hissediyorsun" diye sordum; mutsuz, umutlu ya da kapana kısılmış gibi diyeceğini zannederek. "Özgür ve emniyette" dedi... 30 yıl boyunca sokaklarda serbestçe dolaşabilen ama kocası tarafından dövülen, sövülen, satılan kadın, bu tenini solduran, hayatını donduran, başkasının istediği saatte başkasının seçtiği yemekleri veren bu dört duvar arasında kendini "özgür ve emniyette" hissediyordu. 
    Cezaevinin girişinde, Hayri'nin tam da esaret simgesi zannedip defalarca kameraya çektiği dikenli teller aslında Suna Hanım'a özgürlük ve emniyet duygusu veriyordu. O dikenli teller onu satacak, dövecek, üzecek adamlardan ayırıyordu. "Beni özgürlüğümden ediyor bu teller" diye düşünmüyordu, o adamları kendi dünyasına sokmayarak koruyordu dikenli teller onu. Özgürlük bahşediyordu. 

                  (Sayfa 31) 




    Namusla ilgili en çok baskı uygulayanlar, hep en namussuzlardan çıkıyor. Kendileri dışındaki herkes sinsin, korksun, ezilsin ki, etraf bomboş, tam da dilediğince cirit atabilecekleri hale gelsin istiyorlar. 10 yaşındaki kızlarla evlenmek isteyen adamlar, kendi torununun, yeğeninin memelerine, kalçalarına, bacaklarına bakan sapıklar, cinsel ilişki deyince ırza geçmeyi anlayanlar, namustan, ahlaktan bahsetmeye doyamıyor. 
    
                   (Sayfa 68) 




    Bir yerde katil olan başka bir mekanda zavallı korkak biri haline gelebiliyor. Güç elindeyken zalim, değilken mazlum olabiliyor. İnsanoğlu çok tuhaf hakikaten. Hep elindeki kartlara göre oynuyor. 

                   (Sayfa 101) 




    Kadın güzel, bakımlı ve zevkli olacak ama çok dikkat çekmeyecek, becerikli olacak ama erkekten öne geçmeyecek, akıllı olacak ama ondan daha hızlı düşünmeyecek, iyi sevişecek ama tecrübeli olmayacak, mutfakta harikalar yaratacak ama çok masrafa girmeyecek, şefkatle dokunacak ama arzu uyandırmayacak, olaylara hakim olacak ama otoriter davranmayacak... İşe gidecek, para kazanacak, evi çekip çevirecek, çocuklara iyi anne, kocasına bağlı bir kadın olacak. En ufak bir kusur, en küçük bir pürüzde cezasının kesilmesine karşı koymayacak.
    Ya da karşı koyabilir isterse... Demokratik bir ülkedeyiz nihayetinde...

                    (Sayfa 130) 

 













PUANIM ♛ 



           5 YILDIZ:  Satırlarına aşık oldum! Hadi gidip evlenelim, tatlım! 












0 yorum:

Yorum Gönderme