Bir Kraliçe, istediği kitaplara sahip olmak için çok kötü şeyler yapar...


24.2.15

"Maraz - Hande Altaylı" Kitap Yorumu ♛



    Hepinize en güzelinden bir merhaba! Sıkıcı ve özellikle de çok yorucu geçen bir salı akşamından sizlere yazıyorum. Deli gibi test çözüp, ders çalıştıktan sonra sonunda yorumu yazmaya başlayacağım. Kitabı bitirmeme çok az kalmıştı zaten, hemen bitti okulda. Eve gelir gelmez yorumu yazmak isterdim ama annem beni pek rahat bırakmadı. Ben de kendimi testlere boğdum haliyle. Zaten annem her zaman beni yenmenin bir yolunu buluyor.

    Neyse aman ben size çok beğenerek okuduğum bir kitabın yorumunu yapmak için geldim buraya. Maraz, beklediğimden çok daha güzeldi gerçekten de. Baya baya güzeldi yani. Keşke daha uzun olsaydı, aşırı kısa. 197 sayfa bana yetmedi ki. Aslı'ya, İzzet'e, Devrim'e doyamadım ki ben. Kitapta da zaten en çok üçünü sevdim. Hepsi benim bebeklerim diyorum ve kitabı anlatmak istiyorum.


Aslı ve İzzet olsun bunlar. 
    Kitabımız, Aslı adında otuz beş yaşında bir kadının hayatını anlatıyor. İlk sayfalarda çocuklu aşkı ve arkadaşı olan Cenk'in cenazesine gittiğini okuyoruz. Cenk, karısı ile birlikte bir araba kazası geçiyor ve maalesef ölüyor. Aslı da cenazesine gidiyor ama kendini çok kötü hissediyor. Bu arada Aslı da Ali diye bir öküz var onunla evli. Beş yıl önce tanışmışlar, iki yıl sevgili kalmışlar, üç yıldır da evliler. Sonra Aslı, Devrim, Burcu ve Sevil aynı mahallede büyümüş olan çok yakın arkadaşlar. Hepsi birbirine çok yakın ama Aslı ve Devrim arasında özel bir bağ var. Sevgili gibiler demek istemiyorum onların aralarındaki bağ çok daha özel. İkisinin arasında bir abi - kardeş ilişkisi var. Zaten onlar resmen bebeklikten beri tanışıyorlar. Burcu ve Sevil daha sonra mahalleye taşınıyormuş zaten.

    Tüm bu olaylardan sonra Aslı hüzünlü bir halde eve dönüyor ama aşağıda oturan komşusu yaşlı kadının kapının önündeki poşetleri almadığını görüyor. Bir süre sonra merak ediyor ve ziline basıyor ama açmıyor. O da kapıcıya falan haber veriyorlar, çilingir ile eve giriyorlar ve yaşlı kadının kilitli kaldığını falan görüyorlar. Kızını çağırmak istiyorlar ama yurt dışında olduğu için torununu çağırıyorlar. Aslı da torununu beklerken onu evinde misafir ediyor. Ve sonra torun geliyor. İzzet.

    İzzet kadar tatlı bir tane daha insan yoktur. Zaten ben Aslı ya İzzet'le olsun diyordum, ya da yine İzzet'le. İzzet şart yani. Bir tanem o benim. Bu olaylar olurken Ali öküzü iş seyahatinde. Bu yüzden evde yok. Sonra Aslıyı arıyor, konuşuyorlar ve telefonu konuştuktan sonra kapatmayı unutuyor Ali. Böylece Aslı da Aliyi sevgilisi Ayten ile sevişirken dinliyor. Açık ve net yani. Hayvan herif. Çok sinirlenmiştim ben buralarda, çooooook.

Aslı ve İzzet, bu kadar tatlı olmayın. 
    Sonra, haliyle kavga ediyorlar ve Aslı boşanma davası açıyor. Tüm bu olaylar yetmezmiş gibi kız kardeşi Zeyno da yurt dışından apar topar onun yanına dönüyor. Neden döndüğünü söylemiyor ve resmen depresyonda. Diğer sahneler, Aslı ve İzzet'in hafif hafif yakınlaşma sahneleri ve Münevver Hanım'ın geçmişi arasında dolanıyor. Tabii bizim grubun sevimli anları da var. Hele Devrim, hele Devrim... Ya ben onu ballı ekmeğimin arasına koyup yerim ya! O kadar tatlı yani eşek herif. Onu yerken yanına da İzzet'imi alırım, tam olur.

    Yaşadığı o kadar zorluğa rağmen Aslı'nın yıkılmaz bir kale gibi sağlam durması gerçekten çok güzeldi. Müthiş bir insan olduğunu düşünüyorum, ki yaşadıkları da öyle kolay şeyler değil yani. Allah korusun benim başıma gelse çok kötü olurdum muhtemelen. Hele kardeşimi en son öyle görmem... Ay Allah'ım sen esirge ya rabbim. Ama sonunda tamamen mutlu oluyor ya, benim için en önemlisi o. Mutlu olmayı gerçekten, hakkıyla hak eden nadir insanlardan biridir Aslı.








                                           ALINTILAR ♛ 




    Daha uzun ya da daha sağlıklı yaşamak sonucu etkilemiyordu. Er ya da geç, herkesi bekleyen bir cenaze arabası olacaktı.

                  (Sayfa 5) 




    Kimsenin kendisine yakıştırmadığı, açıkça söylemese de kendi başına gelmeyeceği için için inandığı, acıklı filmlere ait gibi görünen olaylar, gelip hayatın ta kendisi oluveriyordu. Hiç kimsenin ayrıcalığı yoktu ve hiçbir güç, insanı hayatın kendisinden korumaya yetmiyordu.

                  (Sayfa 20) 




    'Gözleri içine düşmüş, kırık bir kukla gibiyim.'

                  (Sayfa 49) 




    "Büyüdük be!" dedi içini çekerek, "artık buluştuğumuzda oturup uyuz uyuz yemek yiyoruz. Eskiden buluşabilmek için sofradan kaçardık."
    "Eee ne yapalım peki? Bu yaşta uzuneşek oynayıp hastanelik mi olalım?" Burcu yattığı yerde sırtüstü döndü.
    "Hayır söylemek istediğim o değil. Oyun oynamaktan nasıl vazgeçtik onu hatırlamaya çalışıyorum."
    "Aşka meşke daldık işte..." diye özetledi Devrim kısaca.
    "İyi bok yedik."

                    (Sayfa 74) 




    "Ama bazen hayatımızı yönetemiyoruz."
    "Her zaman hayatımızı yönetebiliriz, sadece bazen istediğimiz gibi olmaz."

                    (Aslı ve Münevver Hanım, sayfa 133) 




    "İnsan mutlu ya da mutsuz olmaz ki. Öyle bir şey yok."
    "Ne olur?"
    "Ne mutlu ne de mutsuz olur. Bazen mutlu, bazen mutsuz, genelde mutsuz..."

                    (Aslı ve Burcu, sayfa 162) 




    "Gelir misin?"
    "Gelirim ama bir daha asla gitmem."

                     (Aslı ve İzzet, sayfa 195) 






                                                   

                                              PUANIM ♛


4 YILDIZ:  İlişkimiz böyle güzel devam ediyorken neden bu kadar çabuk bittin ki?




















0 yorum:

Yorum Gönderme