Bir Kraliçe, istediği kitaplara sahip olmak için çok kötü şeyler yapar...


18.11.15

"18 Saat - Ertürk Akşun" Kitap Yorumu ♛



    Herkese kocaman bir merhaba! Umarım herkesin kasım ayı güzel geçiyordur! Yani bu pek mümkün değil biliyorum, sınavlar falan başladı. Teog da var ayrıca, çok az bir zaman kalmış. Zaman nasıl da çabuk geçti ya! Anında sınavlar kapıya dayandı! Tabii benimki bir hafta sonra başlayacak ama yine de başlayacak yani. Bu kötü bir şey. Baya kötü hemde, aşırı yani. Şuan fark ettim, konuya çok saçma bir başlangıç yapmışım. Oh pekala millet, kitabımıza geçelim.


    18 Saat bana iki hafta önce falan gelmişti. Ertürk Abi hem bana hem de Başak'a (blog'u bu) imzalı olarak göndermişti. Ona buradan da tekrardan teşekkür ediyorum. Ve geç okudum için de özür diliyorum ama SONUÇTA BEN BİR ÖĞRENCİYİM! Liseye yeni başladım, alışmaya çalışıyorum konuşmasını tekrar yapmak istemiyorum, beni buna zorlamayın ve anlayın. En azından bitirir bitirmez yorumu buraya yazıyorum, tembellik yapıp iki hafta sonra da girebilirdim. Bence bu gayet önemli bir gelişme. Dikkate alalım.

    18 Saat, aşk, tutku, şehvet, macera ve tarihle örülü nefes kesici bir roman. (ay arka kapaktan yazıyor bunu, reziil kız) Kitap da bir çok karakter var, (Nadir, Özge, Tolga, Jale, Berrak, Arzu, Melisa, Enver, Bektaş falan filan. Daha da var aslında ama gereksizler onlar) bu aşırı iddialı karakterlerin hayatları aynı gün içerisinde kesişiyor. Ve aslında da değişiyor ama oraya biraz sonra geleceğim. Hepsi ölümle burun buruna geliyorlar ve bir daha eskisi gibi olamıyorlar. Fikirleri de ruhları da değişiyor. (bunlar da arka kapaktan, spoiler değil yani. Hem ben zaten spoiler falan da vermeyeceğim)

    Dediğim gibi kitapta birçok karakter var ve onların yarısı da daha önceden birbirlerini tanıyorlar. Mesela Nadir ve Özge karı-koca. Jale de Tolga'nın asistanı. Berrak da Nadir'in ortağı. Arzu da, ay aman işte tanışıyorlar anlamışsınızdır siz. Kitap bu insanların hayatlarının bir gün, 18 saat içerisinde değişmesini anlatıyor. Zaten bunu da anlamışsınızdır, SONUÇTA KİTABIN İSMİ 18 SAAT. ;)

:)) ;))) 

    İlk olarak şunu söyleyeyim, ben kitabı beğendim. Karakterlerin ayrı ayrı kişiliklerini de, hepsinin farklı şekilde düşünmelerini de beğendim. Ertürk Abi bunu çok güzel bir şekilde hissettiriyor bize. Kitabı okurken sıkılmıyorsunuz çünkü kendini merak ettiriyor. Özellikle de son sayfasında neler olacağını, karakterlerin hayatlarının nereye bağlanacağını çok fena merak ediyorsunuz. Zaten tarihten olaylar hakkında da bilgi verdiği için kitabı kolay kolay bırakamıyorsunuz.

    Aslında kitap bize hayatımızın ne kadar değerli ve özel olduğunu da gösteriyor. Karakterler ölümle burun buruna gelince bunu daha iyi anlıyorlar ve bende onlarla bunu hafiften anladım sayılır. Tabii onlar kadar büyük bir şok yaşamadım sonuçta ama bende kendimce bir şeyler çıkardım bu kitaptan. Zaten Nadir ve Tolga bitirdi beni! O ikisinin konuşmaları, birbirleriyle yaptıkları sohbetler falan gerçekten çok güzeldi! İkisi de o kadar zeki ki! Tabii ben Nadir'i daha çok sevdim ve Özge'yi de fena kıskandım. NADİR'İN KIYMETİNİ BİL KIZIM!

    Kitabın içinde not alınacak birçok yer vardı. Okurken yanınıza bir defter falan alın, gerçekten fena güzeldi hepsi de. Ben herkese tavsiye ederim 18 Saat'i, okuyan herkesin de beğeneceğine eminim zaten. HERKESE ÖNEMLİ DÜŞÜNCELER KATAN BİR KİTAP 18 SAAT. Ben bunu bilir, bunu söylerim ve yorumu da bitiririm. Ay zaten dizim de var bugün, gideyim ben en iyisi.








                                                   ALINTILAR ♛ 



    "Neden eylülü seviyoruz ki acaba? Kime sorsan, hangi yazara, şaire, sanatçıya, aşığa sorsan seviyordur eylülü. Hüznü seviyoruz biz çünkü... Mutluluğumuzu bile ancak hüzünle ifade edebilen bir geçmişten geliyoruz. Aşkı bile acılı seviyoruz. Nedir bu hüzün peki? Tam karşılığı acı çekmek de değil. Mutluluğun içine karışmış acı gibidir hüzün... Biz onsuz asla yapamayız. Tabiatın sonbaharı eylülden daha çekicisi ve hüzünlüsü insanın sonbaharıdır aslında. Hem en yaratıcı olduğu ve hem de en verimli olduğu çağıdır insanın sonbaharı. Ama aynı zamanda yavaş yavaş çöküşün başladığı andır o an. İşte o yüzden eylülü insanların yüzünde seyretmek lazım biraz da..." 

                       (Nadir, sayfa 25) 




    Hayat yaşanılan anıların toplamıdır, acıların, mutlulukların, heyecanların, hazların... Peki bunlar yoksa hayatımızda, zaman nedir? Boş bir konserve kutusu mu? 

                       (Tolga, sayfa 94) 




    Çoğu insan fazla mutluluktan çekinir... Haklıdırlar da çünkü sonrasında gelen acı katlanılmaz olur. 

                       (Sayfa 175) 



    Saati, kuralı, ölçüsü mü vardı hislerin? 

                       (Sayfa 206) 




    "Mutsuzluğumuzun temelinde kaybetme korkusu var. Halbuki en değerli servetimizi zaten kaybetmişiz: çocukluğumuzu... Çocukluğunu yitirmiş insanın zaten mutlu olma şansı yoktur ki!" 

                        (Berrak, sayfa 214)


    



                                                         

                                                    PUANIM ♛ 


       4 YILDIZ:  İlişkimiz böyle güzel devam ediyorken neden bu kadar çabuk bittin ki?








2 yorum:

kitapgüneşim dedi ki...

Bende su anda bu kitabı okuyorum. Yarıladım sayılır. Okurken de bakalım bloglarda kitap için neler yazmışlar dedim ve bloguna denk geldim :-) Yazını da blogunu da çok beğendim. Bir iki gün içinde bende blogumda bu kitaba yer vericem sanırım.

Zeynep Dilara dedi ki...

Çok teşekkür ederim, beğenmene çok sevindim. ❤

Yorum Gönderme