Bir Kraliçe, istediği kitaplara sahip olmak için çok kötü şeyler yapar...


15.3.15

"Kurtlara Söyle Eve Döndüm - Carol Rifka Brunt" Kitap Yorumu ♛



    Hepinize çok güzel bir merhaba arkadaşlar! Size muhteşem olan bir kitabın yorumunu yapacağım. Öyle harikaydı ki, her sahnesinde beni ağlatmayı başardı. Gerek olaylar, gerekse karakterler hepsi muhteşemdi. Okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesiydi, aşık oldum gerçekten. 

    Sanırım en zorlandığım konulardan bir tanesi aşık olduğum bir kitaba yorum yazmak. Bazen tüm kitabı sonuna kadar anlatmak istiyorum, bazen de hiç bir şey anlatmamak ve kitabın sadece bana özel olarak kalmasını istiyorum. Kısacası kafam bozuk bu aralar. Her gün başımda bir ağrı ile uyuduğum için biraz tuhaf davranıyor olabilirim. Lütfen beni affedin. 

    Kitabımız June Elbus adında bir kızın yaşadıklarını konu alıyor. Dayısını çok sevmesi ve onun AIDS olması, ablası ile gün geçtikçe birbirlerinden uzaklaşmaları ve okul hayatında olanlar. Dayısı yani Finn öyle harika bir insan ki sanırım ben de ona aşık oldum.

    Ciddi ciddi aşık oldum yani. Onun ölümüyle birlikte kalbim milyonlarca parçaya bölündü. Tabii aynı şeyi Toby için de hissettim. Sanrım Toby için hissettiklerim daha yoğundu çünkü o beni yavaş yavaş fethetti. Kitapta olan ilk sahnesinden beri ona bağımlıyım. Bağımlıydım. Ah şu geçmiş zaman eki.

    Finn gerçekten var olması bile ben onun dünyanın en iyi ressamı olduğunu hissettim. Bunu gerçekten kalbimde hissettim ve yaptığı tabloları gerçekten çizilmiş gibi kafamda canlandırdım. Özellikle de Kurtlara Söyle Eve Döndüm adlı portreyi. Portrenin adı ve Finn'in içerisine sakladığı şey öyle güzel uymuş ki, hayran kalmadan geçemiyor insan.

Ah, benim küçük tatlı June'um. 

    Yıldız Tozu'ndan beri bu kadar ağlamamıştım. Beni manyak gibi ağlatan sayılı kitaplar arasına girdi. Zaten bu listede sadece üç kitap var. Çok fazla değil. Bu yüzden bence gerçekten çok büyük bir başarı bu. Takdir ettim.

    Bazen düşünüyorum da acaba June'un annesi bu kadar bencil olmasaydı işler nasıl gelişirdi. Toby her zaman varlığını belli etseydi tam olarak neler olurdu. Sanırım hayatım boyunca bunlara bir cevap arayacağım ve asla bulamayacağım. Hem ne olursa olsun hikaye her zaman aşırı acıklı olurdu. Kitap ne şekilde biterse bitsin muhtemelen hep ağlardım.

    Onlarca alıntım var bu arada, hangi birini yazacağımı gerçekten hiç bilmiyorum. Muhtemelen tüm alıntıları yazmak istiyorumdur ama kendimi tutuyorum. Şimdilik güvendeyiz arkadaşlar.





                                          ALINTILAR ♛ 



    İnsan istediği şeye inanmaya çalışsa da bu hiçbir zaman işe yaramıyordu. Sonuç hoşuna gitse de gitmese de, sonunda neye inanacağına beynin ve kalbin karar veriyordu.

             (Sayfa 10) 




    Belki de insan öldüğü zaman başkalarının içine girip onları eskisinden daha iyi insanlara dönüştürebiliyordu.

              (Sayfa 54) 




    "Romantik olmak demek her zaman güzel olan şeyleri görmek istiyorsun demektir. İyi olan şeyleri. Hayatın acı gerçeklerini görmek istemediğin, her şeyin sonunda yoluna gireceğine inandığın anlamına gelir."

              (Finn, sayfa 186) 




    "Yalnızca dünyanın en mutsuz insanları sonsuza dek yaşamayı ister, çünkü hayatları boyunca istedikleri hiçbir şeyi yapamadıklarını düşünürler. Yeterince zamanları olmadığını, hayattan paylarına düşeni alamadıklarını hissederler."

              (Toby, sayfa 305) 




    İnsanların neden sürekli yapmayı istemedikleri işleri yaptıklarını merak ediyordum gerçekten. Hayat giderek daralan bir tünel gibiydi. İnsan ilk doğduğunda tünel kocaman oluyordu. İstediğin her şey olabilirdin o zaman sanki. Sonra doğduğun anda belki yarı yarıya küçülüyordu tünel. Erkek doğduysan anne olamayacağın kesinleşmiş oluyordu ve bir manikürcü ya da anaokulu öğretmeni olman da pek muhtemel değildi. Sonra büyümeye başlıyordun ve yaptığın her şey bu tüneli biraz daha daraltıyordu. Ağaca tırmanırken kolunu kırdığında bir beyzbol atıcısı olmayı listeden elemiş oluyordun. Matematik sınavlarından kaldıysan bilim adamı olma hayallerinin hepsini çöpe atabilirdin. O kadar basit. Bu böylece yıllar boyunca devam ediyordu, sonunda o tünelin içinde sıkışıp kalana dek. Belki bir fırıncı, kütüphaneci ya da barmen oluyordun sonunda. Ya da bir muhasebeci. Orada kalakalıyordun. Bir gün öldüğün zaman tünel artık tamamen daralıp kapanmış oluyordu. Kendini bir sürü tercihle sıkıştırmış, sonunda tünelin altında ezilip kalmış oluyordun.

              (Sayfa 378-379) 








                                              PUANIM  



        5 YILDIZ:  Satırlarına aşık oldum! Hadi gidip evlenelim, tatlım!




 
















2 yorum:

Lord dedi ki...

Kitabı yeni okudum. Gerçek anlamda bazı lafları damardan damardan işledi. Durup "Evet lan niye öyle?" dediğim çok şey oldu. Okudukça düşüncelere sürüklendim, keyfim kaçtı. Yani bana bunları hissettirecek kadar iyiydi. Anlatımı, olayları birbirine bağlayışı her bir karakterin kişilikleri geçmişleri ve her şeyin ortasında anlatıcı karakterin temsil ettiği asosyalite problemi... Evet eşcinsellik meselesinden daha çok etkiledi o hayalperestlik, toplumdan kopukluk, çekingenlik, iç çekişmeler ve kıskançlıklarla June. Onu hissettim, onu anladım. Bir parça kendimi buldum. Bu türden bir şeye en son Dostoyevski'nin Yeraltından Notları'nda yaşamıştım. Çok sık yaşamıyorum bu da yaşarsam değerli yapıyor.

Ayrıca yazımda da kitaptan asosyallik bağlamında bahsettim.

Zeynep Dilara dedi ki...

Yeni okuduğum için beni affet lütfen! Ama çok beğendim yazını, tebrik ediyorum! :)

Yorum Gönder